Kökeni M.Ö. 500′lere kadar giden ve en eski müzik aletlerinden biri olan flüt değişik şekillerde üretilmiştir. Avrupa’ya ise 12. yüzyılda, öncelikle Almanca konuşulan bölgeler olmak üzere girmiştir. Askeri bandolarda kullanılan flüt, bir dönem “Alman flütü” ismini almıştır. Çağdaş flüte en çok benzeyen yan flüt tasarımı 12. yüzyılda Almanlar tarafından yapılmış, bu nedenle bu flüte Alman flütü denmiştir. 16 ve 17. yüzyılda orkestra ve salonlardaki yerini almış, farklı tarzda üretilmeye başlanmıştır. Aşamalı olarak daha fazla tuş eklenmiştir. 4, 6, 8 tuşlu olarak kullanılmıştır. 17. yüzyılda Tehobald Boehm bugün kullanılmakta olan tasarımı meydana getirmiştir.

Flüt; baş, gövde, kuyruk olarak adlandırılan üç parçanın birleşiminden oluşan bir enstrümandır. Üfleme deliği çalıcının alt dudağına dayalıdır. Sağ omuz yönünde, yere paralele yakın tutulur. Sol el ağızlık tarafında, sağ el ise kuyruk tarafında tutulur. Flütün borusu silindir şeklindedir. Çapı 1,9 cm’dir. Flüt ağızlıktan başlayarak kapalı uca dek 67,2 cm’dir. Günümüzde nikel, gümüş, altın gibi madenlerden yapılmaktadır. Fakat XX. yy.’ın başlarına kadar abanoz, nar gibi sert ağaçlardan yapılırdı. Metal olduğu halde tahta nefesli çalgılar grubu üyesidir. Bunun nedeni ses renginin tahta tınısı vermesi, diğer tahta nefesliler ile iyi kaynaşması ve ses elde ediliş yönteminin tahta enstrümanlar gibi olmasındandır. Tahta flütün en önemli özelliği tatlı, yuvarlak ve olgun olmasıydı. Metal alaşımlardan yapılmaya başlanmasıyla bu özelliklerini büyük ölçüde yitiren flüt daha çevik, ses niteliği yönünden ise parlaklık kazanmıştır. Özellikle ince sesler metalden yapılan flütlerde daha kolay ve güvenlidir.